12 Haziran 2009 Cuma

aşk..

bak oğul... aşk;sevişinceye... sevda;kavuşuncaya kadardır. çıkar ömründen, aşklarını... sevdalarını. geriye kalan, aslında ömrünün yaşanmamış tamamıdır. çünkü yaşadıkların;sen de iz bırakan hatırların kadardır. bir ömür boyu yaşamak ta... bir ömür içerisinde defalarca doğup,defalarca yaşamak ta senin elinde. bir ömür boyu yaşamaktansa... bir aşkın ömrü kadar yaşamayı tercih et. çünkü aşk;bir ömre sığmayacak kadar uzundur. çünkü aşk;zaman kavramına sığmayacak kadar kısadır. çünkü aşk;ölüm dışında... zamanı da, kalbi de durduran tek olgudur. ve o duran zaman;asla süresi ölçülemeyen bir ömürdür aslında. sana bir ömür boyu mutluluklar dilemiyorum oğul... sana ömre bedel aşklar diliyorum.

gitmek üzerine..

gitmek kolaydır oğul. hayatın içinden geçip,gidebilirsin. dostların sofrasından kalkıp,gidebilirsin. bir sevdanın büyüsünü yıkıp,gidebilirsin. annenin sıcacık kucağından büyüyüp,gidebilirsin. babanın gözyaşlarından süzülüp,gidebilirsin. çocuğun uzanan ellerini bırakıp,gidebilirsin. yaşadığın şehri terkedip,gidebilirsin. kısaca... her koşulda gidebilirsin. gitmek aynı zamanda özgürlüktür çünkü. bitirmektir eskiyi... başlamaktır yeniden. o yüzden... hafiften keyiflidir gitmek. asıl zor olanı;kalmaktır! zor zennaattır. yüreğinin yarısı gitmiştir çünkü. kalakalmışsındır bir başına karanlığın ortasında. ne bir umut,ne bir ışık vardır ufukta. tek kişilik yalnızlığınla... ve gidenin doldurlamayan boşluğuyla... derin acılar içerisinde geçer günlerin. geçer de... nasıl geçtiğini bir sen bilirsin,bir de tanrı. zordur kısacası kalmak. ben hiç giden taraf olmadım. olamadım. yüreksizliğimden değil. kalan olmanın ne zor olduğunu bilmemdendir,gidemeyişim. oğul... sen eğer... gideceksen... alıp ceketini omuzuna... basıp tekmeyi kapıya... yakıp gemileri,bıraktığın limanda... ardına bakmadan... ve sonucuna aldırmadan... bir kuşun kanadında gider gibi git. eğer gidecek bir yerin yoksa... ve de kalacaksa,canının bir yarısı,ardında... bir daha düşün. mümkünse... gitme!

nereye değil, kiminle gittiğin önemlidir.

oğul... karşındaki insan... aniden... durup dururken... "kalk gidelim" dediğinde. nereye? diye soruyorsan eğer. kalkmadan önce... bir kez daha düşün. karşındaki insan... aniden... durup dururken... "kalk gidelim" dediğinde yüreğinde tarifsiz bir telaş... gözlerinde mutluluğun parıltısı... ellerinde anlamsız terlemeler... ve titreyen bacaklarınla... sorgusuz... ve ondan önce koyuluyorsan yola. korkma. çünkü... gittiğin yer değil, kiminle gittiğin önemlidir. ve bu tecrübe sana... yoldaşı da,kalleşi de öğretecektir.

bir kadının kahramanı olabilmek..

oğlum yaptığı ödevi gösterdi. güzel olmuş dedim. ama bak burada bir hata var. kızdı sinirlendi,ben o kadar uğraştım şimdi bir harf yüzünden tekrar baştan mı yapıcam falan filan. dedim;ben düzeltirim bu hatayı,kimse de anlamaz. düzelttim. gözlerine inanamadı. 'sen benim kahramanımsın baba' diye sarıldı boynuma. kız oradan atıldı sinirli bir şekilde. 'hayır baba benim kahramanım' başladılar didişmeye. baktım olacak gibi değil. 'durun biraz,bakın ne diyicem,asıl kahraman kim biliyormusunuz?' diye sordum. soran bakışlarla yüzüme baktılar. 'bakın dedim... benden hiç bi halt olmaz. içeride sofrayı hazırlayan bir kadın var... anneniz... işte asıl kahraman odur' dedim. oğlan hemen itiraz etti;"kadından kahraman mı olurmuş baba yaa.." vaaay be....yoruma bak! lönk diye kalıverdim. ulan eşşoğlusu...seyredersen onca süpermen,actionmen ıvırmen zıvırmen filmlerini olacağı budur tabi. deyiverdim sadece. ama aldı beni bir düşünce. niye kadından kahraman olmaz yahu? kahraman olmak için ille de elde silah yedi düvele karşı savaşmak mı lazım? başka yolu yokmudur bunun? tarihsel sürece baktığımızda... ortaya çıkan kahramanların hepsi,"güç" ün sonucunda kahraman olmuşlar. ya duygu? duygu tek başına yetmez mi,sizi kahraman yapmak için? yetmiyor demek ki. ama yetmeli. ne zaman,çocuklarımızın kahramanı bir kadın olur. işte o zaman bu dünya yaşanılır olur. işin özü budur. peki. ve bir sonuç. çocukların kahramanı olmak,aslında ne kadar kolay yahu. oysa aslolan;bir kadının kahramanı olabilmek. çocuklarımın yüreğinde değil de... bir kadının yüreğinde kahraman olmak için... neler vermezdim oysa. son sözüm size... oğlum... kızım... yaşamınız boyunca... bir kez dahi olsun... bir kadının kahramanı olun. bunu başarabilirseniz... siz oldunuz demektir.

kadını öldürmek üzerine..

“senin için ölürüm.” dedi kadın. sevdiğinin gözlerinin içine bakarak. ki;gerçekten ölebilirdi de,sevdiği erkek uğruna. “ben de senin için ölürüm” dedi erkek. sevdiğinin göğüslerine kaçamak bakışlar atarak. ki;gerçekten ölebilirdi de,onunla sevişebilmek uğruna. seviştiler... mutlu oldular. erkek,rahatlamanın dayanılmaz hafifliğiyle,dönüp arkasını uykuya daldı. kadın, uğrunda ölebileceği erkeği,uykusunda dakikalarca seyrederken... hayallere daldı. tatlı hayallerdi bunlar. tatlı olmasını istiyordu. hoş bir parça burukluk vardı yüreğinde,var olmasına... adını bile koyamadığı,kendisine bile tarif edemediği... oysa ne kadar ihtiyacı vardı... sevdiğinin... seviştikten sonra saçlarını okşamasına. ona değer verdiğini göstermesine. ona güzel olduğunu hissettirmesine. bir küçücük dokunuşa... bir masum öpücüğe... kulağına fısıldanan tek bir sevgi dolu sözcüğe... sıcacık bir gülümsemeye... ve sarılarak uyumaya birlikte... ama olsun yahu. aklına kötü şeyler getirmemeliydi. hem... adam yorgundu belli ki. saçlarını okşamak istedi,ardını dönüp uyuyan erkeğinin. vazgeçti... kıyamadı. uyandırmak istemiyordu. ardını dönüp uyuyan erkek için; muhtemelen basit şeylerdi bunlar. harika bir sevişmenin ardından... ne gerek vardı bu tür basit sevgi gösterilerine. zayıf insanların işiydi bunlar yahu. oysa erkek zayıf olamazdı. hakkı yoktu zayıf olmaya. öyle öğretilmişti.... taa çocukluğundan beri. taa... ilk dinazoru avladığından beri. şimdi uyuyup gücünü toplamalıydı. yavaş yavaş... uçurumun kenarına doğru yürüyen sevdiğinin... ruhunun aç olduğunu farketmedi erkek. giderek ölüyordu kadın. giderek yok oluyordu. oysa ruhunun da dokunulmaya ihtiyacı olduğunu... ah! bir anlatabilse... ama nasıl? hayallere daldı yine kadın... yanında yatan erkeği seyrederek. aklına kötü şeyler getirmeden. uçurumun kenarına doğru yürüdüğünü görmezden gelerek. ölüme bir adım daha attı. arkasını dönmüş uyuyan erkek ise... herşeyden bi haber... öylesine derin uyuyordu ki... ve öylesine mutlu... gerçek dünya ile o kadar haşır neşirdi ki... duygu dünyasında esen fırtınalardan haberi bile yoktu. çünkü öğretmemişlerdi. öğrenmemişti. bak oğul... ben sana öğretiyorum. dinle. yazdıklarım aslında tamamen hayal ürünü. dilerim senin için de... sevdiğin kadın içinde... hep hayal ürünü olarak kalır. ama unutma... yaşamın boyunca,böyle birşeyin gerçekleşmesi de;kuvvetle muhtemeldir. buna izin verme. ölüm yalnızca,kalbin durmasından ibaret değildir. ki;yalnızca öyle olsaydı... aslında çok da kötü değildir ölüm. bilmiyorum henüz ama... canını da yakmaz muhtemelen. asıl can yakan;yaşarken ölünen anlardır. fena yapar adamı. mümkünse... kimseyi öldürme,yaşarken. hele ki;bir kadını... asla. bunu becerebilmenin tek bir yolu vardır; karnını doyurabilirsin. gözünü doyurabilirsin. bedenini doyurabilirsin. ama ille de... ruhunu doyur kadının. çünkü... ruhu doymayan kadın;ölür! birden değil belki... ağır ağır... ama ölür. hani anlatır balıkçılar... balığı tutmuşlar;ölmemiş. başını kopartmışlar;ölmemiş. ateşe atmışlar;ölmemiş. oturmuşlar sofraya... (tabi yanında illa ki rakı) içlerinden birisi... sıkmış limonu şöööyle bir balığın üzerine. balık dile gelmiş. “ulan şimdi öldürdünüz beni” demiş. hesap...o hesap yani. küçük iş miş gibi gelir insana ilk bakışta. gereksiz tefarruat gibi. ayrıntıdır belki senin için ... kadın ruhuna dokunmak. ama şunu bil ki;yaşamın özü,ayrıntıda gizlidir. eğer bir kadınla birlikte mutlu olmak ise amacın;ayrıntıları atlama. çünkü;kadın asla atlamaz. farkında ol! bunu başarabilmek için ihtiyacın olan şey;ellerin değil,yüreğindir. bir örtü gibi geniş olsun yüreğin. bir tüy gibi hafif. ve çelik gibi sağlam. hadi bakalım... yüzümü kara çıkarma benim.

pilav üzerine..

Yemek sosyal bir olgudur. İçinde bulunduğunuz yaş ve koşullarınıza göre değişik tadlar alırsınız. Öyle lezzetler vardır ki;bir daha asla aynı lezzeti bulamazsınız. Gençlik yıllarınıza dönün şöyle bir. Bekar evinde dostlarınızla yediğiniz garibim yağda yumurtanın tadını hatırlayın. Evlendikten sonra,hatununuz yumurtayı altın tepsi içinde de getirse,ı-ıhhh. O yumurtanın tadını yakalaymazsınız bir daha. Veya gecenin bir yarısı,dert ortağınızla,hafiften çakırkeyf,sokaktaki tükürük köftecisinde,cebinizdeki üç kuruşla,çeyrek ekmek arası yediğiniz köfteyi. Soğuk bir kış gecesi,sokağınızın en zula köşesinde,karşı taraf korsan afiş eylemi yapmasın diye nöbet beklerken,yoldaşınızın evinden çıkmadan önce gizlice cebine koyduğu ve uztaıp bir tanesini size verdiği haşlanmış,tuzsuz patatesin tadını. Sevgilinizle gezerken,son paranız ile otobüse binmek yerine,karnınızı doyurmak adına aldığınız ve sonra bahçelievlerden kızılaya kadar elele tutuşup yürüyerek yediğiniz simitin tadını. Gecekondunuzun arka bahçesinde,karın üzerinde,kirli paslı iki kırık kiremit üzerinde,yarım şişe rakı eşliğinde,”bu kız beni sevmiyor be dostum” muhabbeti eşliğinde,pazardan alınmış,yarı temizlenmiş hamsinin lezzetini. Hapisten çıkıp eve geldiğiniz ilk gün,annenizin,”hadi ye benim tosunum” diye ürkek,kaygılı,uykusuz gözlerle başınızı okşayarak,önünüze koyduğu bir tas mercimek çorbasının sıcaklığını. Bunların her biri;sıcak dostlukların,sevginin,umudun,umutsuzluğun aşkın,sevdanın hüznün,mutluluğun,çaresizliğin yaşanmış tadıdır. Tekrar elde etmeniz ise mümkün değildir. Bir de tam tersine yaşandıkca,yaşlandıkca artan lezzetler vardır. Pilav mesela. Şu bildiğimiz pilav. Ölüyorum deseniz,o pilavı yapamazsınız. Eş olmadan, Anne olmadan, Kaynana olmadan, Nine olmadan. Bir nineler yapar,o lezzet ötesi pilavı. Çünkü pilav sevgi ister. Emek ister. Paylaşılabilinen en fazla paylaşımı ister. Nine haftasonu yemeğe çağırır sizleri. “Oğlum çok özledim hepinizi,bak akşam kardeşlerin de gelecek,hep beraber yemek yiyelim.” Tüm aile buluşur yemekte. Anne bir pilav yapmıştır,of of of ki ne of. İçinde,ihtiyar kocaya duyulan minnet vardır. Oğullarına,kızlarına duyulan hasret vardır. Gelinlere inat,”ben daha ölmedim”mesajı veren,yaşama dört elle sarılış vardır. Torunlara duyulan sevgi ötesi bişey vardır. Yalnız olmadığını bilmenin sevinci vardır. Yetmiş yaşında ayakta olmanın “şükür bu günlere tanrım” teşekkürü vardır. Yaşlanmışlık,ama çoğalmışlık vardır. E biraz da fesat vardır. Akşam eve dönüşte kavga vardır. Üç gün yemek yüzünden küs olmak vardır. Yemek ten sonraki gün ninenin telefonla oğlunu arayıp,pilav yüzünden kavga edip etmediklerini çaktırmadan sorması vardır. Hiç gerek yokken,oğluna sahip çıkması,geline serzenişi vardır. İşte bu yüzden,o pilavın lezzeti;lezzet ötesidir. Bunun bir sonraki adımı;bu hayattan göçüştür. O yüzden. Denemeyin hiç lezzet ötesi pilav yapmayı. Daha vaktiniz gelmedi. Daha o kadar çok değilsiniz.

kadın ve giyinmek üzerine..

-bu bulüz güzel olmuş mu eteğimin üzerine? diye seslendi karım içeriden. yatak odasına gidip tepeden tırnağa süzdükten sonra, -evet gayet güzel olmuşsun. dedim. yine de gardrobunu gözden geçirmeye devam etti. biliyorum,ben ne kadar da olumlu veya olumsuz fikir belirtsem de o yine son ana kadar,şu mu olsun diğeri mi diye düşünür durur. o yüzden üzerinde durmam. tam odadan çıkacakken, -sen ne giyeceksin? diye sordu. -e giydim ya zaten. -nasıl yani kot ve tişörtle mi gideceksin? -evet.annenlere gitmiyormuyuz,nesi var kıyafetimin? -olmaz olmaz,sen de üzerine doğru dürüst bişeyler giy. diye itiraz etti gözünü gardrobundan ayırmadan. -yaw hatun....baloya gitmiyoruz,annenlere gidiyoruz,ben rahat edemem orda kumaş pantolonla filan. -annemlere gidiyoruz diye paspal olmak zorunda değilsin.niye saygısızlık ediyorsun? -yaw ben yıllardır böyle giyinir giderim annenlere.şimdi mi paspal,saygısız oldum? -iyi ya demek ki yıllardır saygısızlık ediyormuşsun. lahavlevela. tamam anlaşıldı. bir tuhaflık var. ama şimdi bunu irdelemenin ve tartışmanın zamanı değil. sen en iyisi paşa paşa giy takımını. diye düşünüp değiştirdim üzerimdekileri. eşim bu arada mutlu bir şekilde banyoya gitti. giderken bana şöyle bir bakıp; -bak yakışıklı olmuşsun böyle,hem teyzemin kızı ve kocasıda gelecekmiş akşam annemlere. -hani şu senin hep didiştiğini anlattığın,hiç görmediğimiz teyzenin kızı mı? -evet o. -anladım. -neyi anladın? -yok bişey hadi sen bitir hazırlığını geç kalacağız. ona,"teyzenin kızına nispet yapmak için böyle güzel giyindiğimizi" anladığımı söylemedim. çünkü şu an tatlı bir telaş içerisinde idi. ve eminim kafasında binbir türlü şey vardı. benim kurban edilme nedenim;sırf teyzesinin kızına her konuda ne kadar iyi,güzel olduğumuzu ispatlama telaşıydı. tartışarak bu büyüyü bozmanın bir anlamı yoktu. oturdum yatağın üzerine. gözüm gardroba takıldı. ne kadar çok elbisesi vardı.ve de ne kadar renkli. bir gerçeği keşfetmenin mutluluğu ile dakikalarca seyrettim. soru şu idi; kadın neden giyinir? basitçe,"örtünmek için" dediyseniz yanıldınız. bakın sıralayayım size. kadın; sevdiği için giyinir. sevmediği için giyinir. hasetinden giyinir. kıskandırmak ister giyinir. kıskanır giyinir. aşkı arar giyinir. aşkı bulur giyinir. canı sevişmek ister giyinir. canı sevişmek istemez giyinir. çarşıya çıkar giyinir. komşuya gider giyinir. mutlu olur giyinir. depresyona girer giyinir. havamdayım der giyinir. havamda değilim der giyinir. eşini mutlu etmek için giyinir. eşini kıskandırmak için giyinir. terk eder giyinir. terk edilir giyinir. güzel görünmek ister giyinir. seksi görünmek ister giyinir. düğüne gider giyinir. cenazeye gider giyinir. . .. ... liste uzar gider. bir kadının,gardrobunun kapağını açtığınızda... gördüğünüz sadece giyisi değildir. yaşamın renkleridir onlar. yani yaşanmışlıktır. acısıyla,tatlısıyla akıp giden hayattır. mesela şu sarı bluz... ilk aşkı ile buluşmaya giderken giydiği giyisidir. hemen yanındaki siyah döpiyesi babasının cenazesinde giymiştir. bakın şu çiçekli basmadan yapılmış elbise de,kızını doğurmak üzere hastahaneye giderken giydiği elbisedir. ya şu kırmızı askılı,mini elbiseye ne demeli... aaahh-ah! sevdiğiyle ilk dans ettiği gün üzerindeydi. hepsi,ama hepsinin mutlaka bir hikayesi vardır. bunu yabana atmayın. basit gibi görünsede,yaşamın ta kendisidir,kadının elbisesi. bak oğul... bir kadının mutfağının ve gardrobunun kapısını asla izinsiz açma. bu ikisi,kadının gizli hayatıdır. ve izinsiz girilmesinden hiç hoşlanmazlar. tüm duygu ve düşüncelerinin deşifre olduğunu sanıp telaşlanır ve korkarlar. çünkü oralarda... sizin bile bilemeyeceğiniz,hatta kendilerine bile itiraf edemedikleri duyguları ve yaşanmışlıkları vardır. yani? yani mutfak ve gardrob deyip geçme. onlar ruhudur kadının.

ölümü göze almak üzerine..

Gazeteden okuyorum;” Biz ölüme gidiyoruz,hakkınızı helal edin.” Demiş Malatyada cinayeti işleyen gençler. 18 li yaşlarda gencecik insanlar. İnançları uğruna ölümü göze almışlar. Kendime sordum. Ben,ne için ve ya kim için ölümü göze aldım hayatım boyunca veya alırım? Bir çırpıda aklıma gelenler; 8 yaşımda annem için. 14 yaşımda arkadaşım için. 18 yaşımda komünizm için. 20 li yaşlarda sevdiğim kızların hemen hepsi için. 30 umda eşim için. 35 imde çocuğum için ölebilirdim. Henüz bilmiyorum ama… Muhtemelen 60 lı yaşlarda da torunlarım için ölebilirim. Düşünüyorum,düşünüyorum,düşünüyorum…- Bunların hangisinden dolayı pişmanım diye. Hiç birine kıyamıyorum. İçinde bulunduğum koşullar göz önüne alındığında; hemen hepsi için yine ölümü göze alabilirim. Biri hariç. Komünizm. Evet bir onun için tekrar ölümü göze almazdım. Neden mi? Çünkü ideoloji,felsefe ve inançlara bağlılık,tamamen içinde yaşadığınız çevre ve koşullar içinde bir anlam kazanıyor. O çevre ve koşullar değişince,hiçbir anlamı kalmıyor. Şimdi bu cinayeti işleyen gençlere sorsalar bir on yıl sonra;”pişmanmısınız?” diye. Sizce ne cevap verirler? Keşke kadınları, çocukları,torunları olsaydı hayatlarında,ölmeye değer. İşte o zaman;insan öldürmenin ne kadar zor ve kabul edilemez olduğunu öğrenirlerdi. İnanç için değil,insan için yaşanılması gerektiğini de. Bak oğul ! Sen sen ol,inancın için ölme. Sen sen ol,uğrunda ölebileceğin insanlar büyüt yüreğinizde

sevdiğim kadın bir anne..

sevdiğim en son kadındı. saçlarını okşamaktan... kokusunu duymaktan... gözlerine bakıp,dudağının kenarına usulca yüreğimi bırakmaktan... uyurken geceliğinin bir tarafını tutmaktan... tenini hissetmekten... kavga etmekten... bana küstüğünde kahrımdan ölmekten... sonra gönlünü almak için peşinde koşmaktan... dışarı çıkmak için hazırlanırken onu beklemekten... defalarca satın almak için aynı ayakkabıyı eline alıp incelemesinden... hasta oldunda yüreğimin sızlamasından... hasta olduğumda bana zorla çorba içirmesinden... onu giyinirken seyretmekten... soyunurken seyretmekten... yolunu beklemekten... geceyarısı yolunu kesmekten... birlikte yemek yapmaktan... birlikte çay içmekten... her yaktığım sigaraya vıdı vıdı etmesinden... endişelenmesinden... öfkelenmesinden... keyif aldığım en son kadın. bir gün onun anne olacağını hayal bile etmemiştim hiç. o,sadece benim... öpüp kokladığım... sevdiğim kadındı. o,sadece varlığını hissetmeye alıştığım bir candı. gün geldi. çoğaldı. anne oldu. şimdi kendisini benimle birlikte paylaşan iki kişi daha var. onu öpen,koklayan... onunla kavga eden... kapris yapan,ağlayan sızlayan... sevgisini paylaşan... iki kişi daha. önceleri kavramakta zorluk çektim durumu. ama baktım... birileri onu anne diye öpüyor. birileri onu anne diye seviyor. hımmm..... anlayamadığım birşey var. beni aşan. beynimi zorlayan. yüreğimi yoran. ama aynı zamanda farketmediğim duygulara boğan. farklı birşey. benim sevdiğim... seviştiğim kadın... aynı zamanda anne yahu. bu kadar basit. demek ki;iki kez fazla sevilecek. İki kez fazla öpülecek. bir dudağından... şehvetle. bir yanağından... sevgiyle.