insan beyni nasıl düşünür?
kelimelerle mi...
yoksa simgelerle mi?
mesela size “ağaç” dendiğinde...
aklınıza “ağaç” kelimesi mi gelir...
yoksa beyninizde bir ağaç figürü mü belirir?
insan beyni simgelerle düşünür.
yani şekillerle.
diyalektik materyalizme göre;bilginin temeli maddedir.
yani?
yani varolmayan...
görmediğiniz,bilmediğiniz,duymadığınız,dokunmadığınız hiçbirşeyi düşünemezsiniz.
düşünebildiğiniz şeyler,bildiklerinizle sınırlıdır.
size “kedi” dendiğinde,kafanızda bir kedi silüeti canlanır.
ama size “mandongala” dense;kafanızda hiçbir şey canlanmaz.
çünkü ne olduğunu bilmiyorsunuzdur.
beyninizde henüz mandongala ile ilgili bir veri...
ve bu veriyle eşleşen bir simge mevcut değildir.
bilmediğiniz,görmediğiniz,duymadığınız,koklamadığınız hiçbir şeyin resmini canlandıramazsınız kafanızda.
çizemezsiniz.
çizdiğiniz şey mutlaka gördüğünüz,bildiğiniz,duyduğunuz bir maddenin benzeri olacaktır.
ancak size,”mandongala” bir ağaçtır dersem...
hemen kafanızda bir ağaç resmi canlanır.
çünkü ağacı biliyorsunuzdur.
peki “mandongala” nın nasıl bir ağaç olduğunu biliyormusunuz?
hayır.
çünkü henüz onu da görmediniz.
sadece diğer ağaç türlerinden esinlenerek,çeşitli ağaç şekilleri canlanır kafanızda.
hepsi o.
“mandongala” hakkında bildiğiniz tek şey...
sadece size bunu söyleyen kişinin verdiği bilgi ile sınırlıdır.
o kişi gelir size hergün “mandongala” hakkında konuşursa...
öyle ki;gün gelir “mandongala” nın varlığına inanırsınız.
oysa mandongala...
aslında uydurulmuş bir kelimeden ibarettir.
buna etkileşimli öğreti diyorlar.
yani siz iki türlü öğreniyorsunuz.
bir;duyarak,dokunarak,görerek,yani duyu organlarınızla.
iki;etkileşim ile.
yani birisinin size öğretisi ile.
peki bu düşünce aynı zamanda tanrının da inkarı anlamına gelir mi?
çünkü tanrı da görülmez,duyulmaz,koklanmaz.
hayır asla.
bilginin temelinin madde olması...
tanrının inkarı anlamına gelmez.(ben tanrıya inanırım mesela)
bilginin temelinin madde olması...
bilimsel açıdan doğru olsa da...
eksiktir.
çünkü öz olarak tanrı..
temeli madde olan bir veri değildir.
bir ihtiyaçtır insanoğlu için.
ve insanoğlunun ihtiyaç olgusu varoldukca...
tanrı da varolacaktır.
insanı ve doğayı sadece “madde” ile açıklayamazsınız.
eğer öyle olsaydı pek çok şey bu kadar karmaşık...
bu kadar şaşırtıcı olmazdı.
insan ve doğanın...
bir de duygu ve his yönü var.
karar verirken...sadece verileri kullanmazsınız.
işin içine duygu ve hisleriniz girer.
eğer sadece temeli madde olan verileri kullansaydınız...
yeryüzündeki ilk savaştan sonra...
bilgi ve donanım olarak hepimizden daha üst seviyede olduğunu tahmin ettiğim generaller...
bir daha asla savaşmazdı.
şu tabloyu gözünüzün önüne getirin;
genç adam binanın en tepesine çıkmış,intihar etmek üzeredir.
sebep;sevdiği kızın kendisini sevmemesidir.
aşağıda bekleyen kalabalıktan sesler yükselmektedir.
“bir kız için kendini öldürmeye değer mi”
“sana kız mı yok,neden canına kıyıyorsun”
“yaşamak herşeye rağmen güzel”
“gencecik adamsın,daha önünde yaşanacak çok aşk var”
“bak seni seven insanları düşün,vazgeç atlamaktan”
bütün bu doğru telkin ve uyarılara rağmen...
adam kendini boşluğa bırakıverir.
insan beyni veriyi süzgeçten geçirir ve bir karar verir.
peki aşağıya atlayan bu adamın beyni nasıl olmuştur da,”atla” kararı vermiştir.
oysa tüm veriler,atlamaması yönünde bir sonuç çıkmasını öngörmektedir.
öyleyse bu adamın beyni neden “atla” emrini vermiştir?
cevabı basit.
insan beyni,her ne kadar,verileri baz alıp,değerlendirip,bir karar veriyor gibi görünse de...
aslında son kararı verirken,duygular işin içerisine girer.
yani beyin...
sadece veriye dayalı işlem yapmaz.
çoğu zaman,çok daha önemli bir olgu olan “duygu”;sonucu belirler.
hani bizim,
”mantık evliliği mi,aşk evliliği mi”
“mantığınla hareket et,duygularını karıştırma”
“duygularına yenik düştü” vs... türünden beylik laflarımız vardır.
işte bu tür durumlar için söylenmiş laflardır.
genç adam intiharın çok yanlış bir şey olduğunu bile bile ölüme atlamıştır.
kararı veren beyin;verileri kullanmış ancak duyguların etkisiyle sonuca varmıştır.
sonuç,mantıksal açıdan yanlış olsa da...
duygusal baz da doğrudur.
en azından,o kişi için.
buradan çıkan sonuç...
bizi yöneten beynin,kararları sadece veriler ile vermediğidir.
hatta beyni bile yöneten başka bir olgunun var olduğu gerçeğidir.
bunun adı;”his ve duygu” dur.
insan beyni verileri...
duyu organları ile toplar,depolar,gerektiğinde kullanır ve karar verir.
oysa duygular...
bize doğuştan bahşedilmiş birer armağandır.
genlerimizde vardır yani.
duyguları geliştirmek...
disipline etmek,kontrol altına almak elimizdedir.
teorik ve pratik çalışma ile bunları yapabiliriz.
peki...
duyguların temelini ne oluşturuyor?
genetiğimizde kodlanmış duyguların temelinde olgular var.
bizzat yaşayarak edindiğimiz,geliştirdiğimiz olgular.
soyut olmasına rağmen.
ve bu olgular...
kullandıkca dışa vuran duyguya dönüşür.
duygular da...
son tahlilde beyne bilgi olacak verileri oluşturur.
biz bu sürece tecrübe diyoruz.
beyin...
yüreğimizden süzülüp geçen duygu ve hisleri...
eldeki veriler ışığında muhakeme eder.
ve doğruya muhtemel en yakın sonucu belirleyip kaydeder.
ama bu bilgi asla kesin değildir.
iki kere iki dört eder şeklinde hiç değildir.
çünkü temelinde madde değil...
tecrübe edilmiş olgu vardır.
ve olgularla elde edilmiş duygular...değişkendir.
o yüzden "duygu" ancak istatistiğe ve mukayeseye temel teşkil eden veri olabilir ancak.
kesin bilgi olamaz.
yeterli bilgi varsa...
yani insan donanımlı ise...
yeterli ve çeşitli olgu varsa...
yani insan yeterince tecrübeli ise...
muhakeme yeteneğiniz gelişir.
muhakeme yeteneği gelişmiş insan...
olgun insandır.
şimdi.
gelelim mevzuya.
hepimiz çocuk yetiştiriyoruz.
ne yapıyoruz...
daha çok bilsin diye,elimizdeki tüm imkanları seferber ediyoruz.
neden?
büyüyünce rahat yaşasın,aş,iş problemi olmasın diye.
yani,karnı doysun diye.
pek azımız,duygusal anlamda çocuğumuzun gelişimine eğiliyoruz.
pek çoğumuz,böyle bir gereksinimin farkında bile değiliz.
çünkü kilit sözcük;”karnı doysun”.
yani insanın birinci temel gereksinimi;yaşamak için yemek ihtiyacının karşılanması.
diğer gereksinimler,ikinci üçüncü planda.
hal böyle olunca...
ve de birilerinin karnı standartlardan büyük olunca...
başlıyor kavga.
bana iki ekmek,bana üç ekmek,bana beş ekmek,bana bütün ekmekler...
insanoğlunun gözü doymaz.
gün geliyor hepsini istiyor.
ayıp mı?
değil.
doğasında var.
ayrıca öyle yetişti çünkü.
bilgiye dayalı.
duyguya kapalı.
niye ayıp olsun?
bir ayıp varsa;o da bizim.
o yüzden...
emperyalistlere hiç kızmıyorum.
haklılar.
madem ki,kim daha çok bilir ise,ekmek onun.
madem ki,kim daha çok güçlü ise,yemek onun.
madem ki,duygu;karın doyurmaya yetmiyor diye...duygusal gelişimi es geçilmiş...
e o halde adamlar haklı.
güce tapan erkek egemen bir dünyada...
gırtlak gırtlağa...
savaşa savaşa bugünlere gelmiş insanoğlunda...
vefa,merhamet,paylaşım,acımak,sevgi,saygı,hoşgörü gibi duygusal olgular yok diye...
niye dert yanıyoruz ki...
ne bekliyordunuz?
ekmeğinin yarısını sizinle paylaşmasını mı?
bu...insanın ve yaşamın doğasına aykırı.
ne böyle kodlanmışız...
ne de böyle yetiştirilmişiz.
son söz size oğlum,kızım...
hacı bektaşi veli der ki ; hamdım...piştim...oldum.
elbette bilgi için ömrünüzün sonuna dek çalışacaksınız.
kendinizi devamlı olarak geliştireceksiniz hiç kuşkum yok.
ama yetmez.
önemli olan...bilmek değildir.
önemli olan...olmaktır.
bileceksiniz...ama "olmak" yolunda.
hadi bakalım...yüzümü kara çıkartmayın benim.
gözlerinizden öperim.
Hamdi ÖZGÜN