hiç düşündünüz mü?
hatırlamak gibi bir yeteneğimiz olmasaydı...
yaşam nasıl olurdu acaba?
inanılmaz bir yetenek hatırlamak.
doğuştan genlerimizde var.
yaradan böyle uygun görmüş demek ki.
bu sayede gelişmiş canlılar.
hatta bu sayede savaşmış.
düşünsenize...
diyelim ki sadece uyuyana kadar...
yaşadıklarımızı hatırlamış olsaydık...
uykuya dalınca tüm bellek sıfırlansaydı.
her sabah yeniden doğmuş gibi başlasaydık güne.
nasıl olurdu yaşam?
sabah kalkmışsın...
bismillah yanında yatan biri var.
üstelik tanımıyorsun.
sen kimsin ya?
senin koca.
hadi ya...
e ahırdaki öküz kim?
o da benim karı.
yok öyle değildi...
karıştırdık.
öküz yatakta...
koca denilen bu tuhaf yaratık da ahırda olacaktı.
yoksa tam tersimiydi?
amaannnn...ne farkeder ki.
komik olurdu değil mi.
bu kadarı komik olurdu doğru.
ama ya...
sadece istemediğimiz şeyleri unutmak yeteneğimiz olsaydı...
güzel olmazmıydı?
uyumadan önce...
şunları sil diye bir emir verip beyne...
hatırlamak istemediğimiz şeyleri silebilseydik bellekten.
nasıl olurdu acaba?
sabah kalkıp işe gitmişsin.
günaydın müdürüm.
ulan sen hala işe mi geliyorsun?
dün kovmamışmıydım seni?
hadi ya?
ben dün bunu bellekten silmiştim müdürüm.
sen niye silmedin ki?
bak ne güzel çalışacaktık yine birlilkte.
defol lan angut!
eve döndüğünde eşin sorardı.
niye erken geldin...
yoksa yine mi kovuldun kör olmayasıca?
sen nerden biliyorsun hatun?
hergün işe gidip geri geliyorsun be adam.
artık hafızandan silme şu kovulduğunu da...
her sabah işe gitmek için erken kalkma bari.
tuhaf olurdu di mi.
olsun yahu.
bence güzel olurdu.
kin tutmazdık.
öfke kusmazdık.
daha az mutsuz...
daha çok mutlu olurduk.
ayrıca...
hatırlamak bir yetenek iken...
unutmak neden yeteneksizlik gibi algılanmış hep?
alzheimer.
hafıza kaybı diye de adlandırabileceğimiz bir hastalık.
bakın adı üzerinde...
hastalık.
yani hatırlamak yetenek...
unutmak hastalık.
kesin nedeni bilinmemekle birlikte...
kalıtımsal faktörler...
beyin hücrelerinin ölümü...
sinirsel iletişimin bozulması...
beyinde fazla protein birikimi vs..vs..vs..
gün geliyor...
bir bakıyorsun...
dün ne yediğini unutmuşsun.
e ne güzel...
dün de kuru ekmek yemiş olduğun için...
üzülmeyeceksin en azından.
veya aşkından ayrılmışsın.
gecenin bir yarısına kadar içmişsin kahrederek hayata.
salya sümük ağlamışsın.
kendini yatağa attığında...
sil lan şu ayrılık hikayesini demişsin.
ertesi sabah kalktığında...
ayrılık acısı yoktur artık yürekte.
hadi bakalım başka aşklara yelken açmaya.
e tabi bunun da sakıncaları yok değil.
ama her güzelin de bir kusuru vardır di mi :)
bir de böyle bakmak lazım olaya.
ama yok.
böyle bakmıyoruz.
unutmayı hastalık olarak kabul etmişiz bir kez.
yapacak bişey yok.
buraya kadar olan sadece beyin jimnastiği içindi aslında.
elbette özel olarak...
unutmak için kodlanmadık hiçbirimiz.
bunun gerçekleşmesi ihtimali yok.
ama çerçeveyi genişletelim biraz.
tek tek bireylerin oluşturduğu toplumlara bakalım.
asıl sorun burda başlıyor zaten.
ben birey olarak aşk acısını hallederim de...
toplum olarak acılarımızı nasıl halledebiliriz...
ona bakmamız lazım.
bir dostum demişti ki...
bizi yönetenlerin elinde çok büyük bir koz var.
toplumsal hafıza.
tarih...
hafıza...
korku...
ile yönetiyorlar bizi.
kimi seveceğimize...
kime düşman olacağımıza...
kiminle savaşacağımıza...
bu üç olgu ile karar verip...
sürüyorlar insanları cepheye.
filanca ulus bize bunu yaptı.
filanca devlet bizi dövdü.
filanca hükümet bize düşman kesildi.
bunları hiç unutturmuyorlar bize.
hafızalarımızı sürekli taze tutarak...
ve bunu yaparken tarihi kullanarak...
yüreğimize korku salarak yapıyorlar bu işi.
insanlık tarihi...
zaten savaşlarla dolu.
tek bir gün geçmemiş ki savaşsız.
dolayısıyla tarihe baktığımızda düşman çok.
malzeme bol yani.
geriye kalıyor bunun sürekli hafızamızda canlı tutulmasına.
e taa ilk okullarda başlıyor.
tarih öğretiyoruz ayağına...
sana düşmanları anlatmaya.
ve sonunda deniliyor ki...
bakın zamanında bunlar bize bunu yaptı.
onlara karşı her daim hazırlıklı olmalıyız.
al sana yıllarca sürecek bir düşmanlık tohumu.
asla unutmamıza izin vermiyorlar.
mesela...
kerbalada hüseyine niye su vermediniz?
vermemişmiyiz?
anneeeee...
sen kerbalada hüseyin diye birine su vermedin mi?
yok oğul ben tanımam hüseyini...
kerbalaya da hiç gitmedim ben.
gitmemiz mi gerekiyormuş?
su mu bekliyormuş adam?
e kalkıp götüreyim bari oğul.
ya bi otur ana ya...bi otur.
adam bin beş yüz sene öncesinden bahsediyormuş.
haydaaaa.
aradan geçmiş yüzlerce yıl.
hala neyin peşindesinsin yahu?
yok.
biz her sene yasını tutucaz.
niye?
e öyle öğrettiler.
kim öğretti?
kime faydası var?
mutlu mu oluyorsun yas tutunca?
yani arabın iktidar kavgasında öldürülmesinin...
yasının tutulmasının...
kime ne faydası var?
nedir bu öfke yezide?
yezit kim?
tanımazsın etmezsin.
hangi koşulda iktidar savaşı verilmiş bilmezsin.
öyleyse neden hala yezitle yatıp hüseyinle kalkıyoruz yahu.
ne faydası var bize?
bize yok da...
bizi yönetenlere var.
buna benzer binlerce örnek var elimizde.
o kadar çok örnek var ki...
şeyh bedrettin...
şeyh sait...
pir sultan abdal...
kerbela olayı...
sivas olayları...
maraş olayları...
deniz gezmiş ve arkadaşları...
ruslar...
rumlar..
kahpe bizans...
haçlılar...
yavuz sultan selim...
kanuni...
hızır paşa...
vs.vs.vs...yaz yaz bitmez.
yüzünü bile görmediğimiz...
tanımadığımız bilmediğimiz...
pek çok olay ve kişi...
putlaştırılmış.
veya nefret ettirilmiş...
unutturulmamış.
gözümüze gözümüze sokulmuş.
asla unutulmasına izin verilmemiş.
niye?
cevap verenlerin savundukları...
"tarihini bilmeyen...
geleceğini inşaa edemez"
doğru mu acaba?
kerbela olayını bilmeseydik...
her sene yas tutcaz diye...
kamçılarla sırtımızı parçalamasaydık...
ne kaybederdik?
şimdiye kadar hangi olaydan ders almışız ki...
bir daha tekrarlanmamış?
neyin üzerine ne inşaa etmişiz?
savaşın,öfkenin,nefretin üzerine ne inşaa edilir?
sorunun cevabı ;
toplumsal hafızanın canlı tutulması...
kimin işine yarıyor?
sorusunun cevabında yatıyor.
bizim coğrafyamız...
ilk medeniyetlere beşiklik etmiş.
yani yeryüzünde bugüne değin gerçekleşen...
savaşların neredeysa yarısı...
suriye-ırak-mısır-iran-türkiye beşgeninde olmuş.
bizim tarihimiz kan ve savaşlarla dolu.
bizden sonraki nesillere...
tarih tarih diye öğretebileceğimiz tek şey...
savaştan başka bişey değil yani.
üstelik ders al diye öğretiyoruz.
nasıl öğretiyorsak...
dersini alan...
ertesi gün eline silah alıyor.
başka coğrafyalarda yaşayan insanlar için...
durum böyle olmayabilir.
adamların tarihlerinde savaş yok herşeyden önce.
düşman yok.
kin nefret öfke yok.
bilim var...
felsefe var...
sanat var.
onların tarihleri...
yeni nesillere aktarılabilir.
onlar varsın anlatsınlar tarihini.
insanlığın gelişmesine katkı sağlayacaktır mutlaka.
ama bizim tarihimizin övünülecek bir tarafı yok yahu.
neyi anlatayım ben çocuklarıma?
nasıl anlatayım?
iki genç saz dersi almak istemiş.
kalkmış bir saz ustasına gitmişler.
demişler usta biz saz öğrenmek istiyoruz.
usta sormuş.
sen daha önce uğraştın mı müzikle...
biraz olsun çalabiliyormusun?
genç demiş hayır.
ilk kez elime saz alacağım.
peki ya sen?
diye sormuş diğer gence dönüp.
genç böbürlenerek...
evet ustam ben bişeyler çalabiliyorum demiş.
usta...
sana saati on liradan...
sana da yirmi liradan ders verebilirim demiş.
biraz çalmasını bilen genç itiraz etmiş.
olur mu ustam...
ben biraz biliyorum...
arkadaşım hiç bilmiyor.
benim saat ücretimin daha az olması gerekmez mi?
hayır demiş usta.
sen bana daha pahalıya malolacaksın.
neden?
diye sormuş genç.
usta...
ben önce sana...
yanlış bildiklerini unutturacağım...
sonra da doğrusunu öğreteceğim.
o yüzden...
sen bana daha pahalıya mal olacaksın demiş.
hesap o hesap.
bizim coğrafyamızda yaşayan insanlara...
önce unutturmak...
sonra da doğruyu...
iyiyi güzeli öğretmek lazım.
bu kadar kin ve nefret dolu bir tarihin üzerine...
başka türlü ...
güzel şeyler inşa edilemez.
unutmak lazım.
bize daha pahalıya mal olsa da...
tarihle bizi korkutanlara inat...
tarihle bizi kin ve nefrete dönştürenlere inat...
tarihle bizi yönetenlere inat...
tüm kötülükleri unutmak lazım.
sadece hamdi
Hamdi ÖZGÜN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder