“senin için ölürüm.” dedi kadın.
sevdiğinin gözlerinin içine bakarak.
ki;gerçekten ölebilirdi de,sevdiği erkek uğruna.
“ben de senin için ölürüm” dedi erkek.
sevdiğinin göğüslerine kaçamak bakışlar atarak.
ki;gerçekten ölebilirdi de,onunla sevişebilmek uğruna.
sevişip...
mutlu oldular.
erkek,rahatlamanın dayanılmaz hafifliğiyle,dönüp arkasını uykuya daldı.
kadın, uğrunda ölebileceği erkeği...
uykusunda dakikalarca seyrederken...
hayallere daldı.
tatlı hayallerdi bunlar.
tatlı olmasını istiyordu.
hoş bir parça burukluk vardı yüreğinde,var olmasına.
adını bile koyamadığı,kendisine bile tarif edemediği...
oysa ne kadar ihtiyacı vardı...
sevdiğinin...
seviştikten sonra saçlarını okşamasına.
ona değer verdiğini göstermesine.
ona güzel olduğunu hissettirmesine.
bir küçücük dokunuşa...
bir masum öpücüğe...
kulağına fısıldanan tek bir sevgi dolu sözcüğe...
sıcacık bir gülümsemeye...
ve sarılarak uyumaya birlikte.
ama olsun yahu. aklına kötü şeyler getirmemeliydi.
hem... adam yorgundu belli ki.
saçlarını okşamak istedi,ardını dönüp uyuyan erkeğinin.
vazgeçti...
kıyamadı.
uyandırmak istemiyordu.
ardını dönüp uyuyan erkek için; muhtemelen basit şeylerdi bunlar.
harika bir sevişmenin ardından...
ne gerek vardı bu tür basit sevgi gösterilerine.
zayıf insanların işiydi bunlar yahu.
oysa erkek zayıf olamazdı.
hakkı yoktu zayıf olmaya.
öyle öğretilmişti....
taa çocukluğundan beri.
taa... ilk dinazoru avladığından beri.
şimdi uyuyup gücünü toplamalıydı.
yavaş yavaş...
uçurumun kenarına doğru yürüyen sevdiğinin...
ruhunun aç olduğunu farketmedi erkek.
giderek ölüyordu kadın.
giderek yok oluyordu.
oysa ruhunun da dokunulmaya ihtiyacı olduğunu...
ah! bir anlatabilse... ama nasıl?
hayallere daldı yine kadın...
yanında yatan erkeği seyrederek.
aklına kötü şeyler getirmeden.
uçurumun kenarına doğru yürüdüğünü görmezden gelerek.
ölüme bir adım daha attı.
arkasını dönmüş uyuyan erkek ise...
herşeyden bi haber...
öylesine derin uyuyordu ki...
ve öylesine mutlu.
gerçek dünya ile o kadar haşır neşirdi ki...
duygu dünyasında esen fırtınalardan haberi bile yoktu.
çünkü öğretmemişlerdi. öğrenmemişti.
bak oğul...
ben sana öğretiyorum.
dinle.
yazdıklarım aslında tamamen hayal ürünü.
dilerim senin için de...
sevdiğin kadın içinde...
hep hayal ürünü olarak kalır.
ama unutma...
yaşamın boyunca,böyle birşeyin gerçekleşmesi de;kuvvetle muhtemeldir.
buna izin verme.
ölüm yalnızca,kalbin durmasından ibaret değildir.
ki;yalnızca öyle olsaydı...
aslında çok da kötü değildir ölüm.
bilmiyorum henüz ama...
canını da fazla yakmaz muhtemelen.
asıl can yakan;yaşarken ölünen anlardır.
fena yapar adamı.
mümkünse...
yaşarken kimseyi öldürme.
hele ki;bir kadını...
asla.
bunu becerebilmenin tek bir yolu var;
karnını doyurabilirsin.
gözünü doyurabilirsin.
bedenini doyurabilirsin.
ama ille de...
ruhunu doyur kadının.
çünkü... ruhu doymayan kadın;ölür!
birden değil belki...
ağır ağır...
ama ölür.
hani anlatır balıkçılar...
balığı tutmuşlar;ölmemiş.
başını kopartmışlar;ölmemiş.
ateşe atmışlar;ölmemiş.
oturmuşlar sofraya... (tabi yanında illa ki rakı)
içlerinden birisi...
sıkmış limonu şöööyle bir balığın üzerine.
balık dile gelmiş.
“ulan şimdi öldürdünüz beni” demiş.
hesap...o hesap yani.
küçük iş miş gibi gelir insana ilk bakışta.
gereksiz tefarruat gibi.
ayrıntıdır belki senin için ...
kadın ruhuna dokunmak.
ama şunu bil ki;yaşamın özü,ayrıntıda gizlidir.
eğer bir kadınla birlikte mutlu olmak ise amacın;ayrıntıları atlama.
çünkü;kadın asla atlamaz.
farkında ol!
bunu başarabilmek için ihtiyacın olan şey;
ellerin değil,yüreğindir.
gökyüzü gibi geniş olsun yüreğin.
bir tüy gibi hafif.
ve çelik gibi sağlam.
hadi bakalım... yüzümü kara çıkarma benim.
Hamdi ÖZGÜN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder