yaşadığımız ülkeden de...
dünyadan da şikayetçiyiz değil mi?
bize göre içine ettiler her bir şeyin.
ne yediğimiz domatesten memnunuz...
ne de gittiğimiz okuldan.
eğitim sisteminden,sağlığa kadar her alandan şikayetçiyiz.
bir de dini ya da sosyal dayatmalar var.
birileri bize sürekli nasıl yaşayacağımızı söyleyip duruyor.
kendimizi giderek çaresiz,umutsuz ve mutsuz hissediyoruz.
ve gelecekten kaygılı.
ufukta çözüm filan da görünmüyor ne yazık ki.
aslında benim bir çözüm önerim var.
beni maddi ve manevi anlamda desteklerseniz.
üç yıl gibi bir de süre verirseniz.
deniz kenarında tam teşekküllü bir de villa kiralayıp emrime tahsis ederseniz.
üç yıl sonra sizlere çözüm önerileri ile dolu bir kitap ile dönebilirim.
niye güldünüz?
komik değil mi?
e benim ne farkım var;şu an ki değerli görüşler öne süren şahsiyetlerden?
sadece para ve zaman.
siz bunları sağlayın.
ben de çözüm üreteyim size.
şaka !
valla işin benimle ilgili olan kısmı şakaydı.
şimdi gelelim çözüm önerisine.
temellerini attım bu fikrin.
geliştirme safhasındayım.
sorun nedir?
sorun dünyanın geleceğinin nereye doğru gittiğidir aslında.
büyük resim bu.
peki bu gidiş hangi aracın üzerinde gerçekleşmekte?
bilgi ve teknoloji.
bilgi kimdeyse teknolojiyi o üretiyor.
yani güç...
teknolojide kim ilerideyse onun elinde.
o halde...
bilgilenmekten ve teknolojik donanımdan vazgeçelim.
çünkü bilgi ve teknolojik açıdan önümüzde olan ülkelere yetişme ve güce ortak olma şansımız yok.
onlar bizden hep bir kaç adım önde olacaklar.
e niye teknoloji diye ölüyoruz ki...
ulan üretsek neyse.
tüketiyoruz sürekli.
ve tonla para harcıyoruz.
duralım.
daha ileriye gitmeyelim.
varsın onlar gitsin.
biz burada duralım.
hatta mümkünse geri gidelim.
nasıl mı?
islamiyet ile.
islami kültür ve felsefe eşliğinde eski çağlara dönüş yapalım.
ilerleme dursun.
müslümanlar buna dünden hazır zaten.
inanın bana.
bayılırlar buna.
öncelikle tüm kadınların başlarını kapatıp,eve mahkum edelim.
böylece başta kozmetik ve giyim olmak üzere pek çok şeyden tasarruf ederiz.
çalışmasınlar da.
kadınlar çalışamayacakları için boş kadrolara erkekleri yerleştirip,işsizlik sorununu çözeriz.
turizmi kaldıralım.
umre dışında yurtdışına çıkışı yasaklayalım.
paramız ülkemizde kalır.
tek bir yabancı da girmesin ülkeye.
hem ahlakımızı bozuyorlar...
hem de zaten para pul harcamıyorlar.
tüm turistik tesisleri yıkıp yeniden tarım arazisine dönüştürelim.
böylece doğal gıdalar üretip tarım alanından elde ettiğimiz ucuz gıda ile açlığı önlemiş oluruz.
kendi kendine yeten bir tarım ülkesi oluruz.
tüm teknolojik aletleri yasaklayalım.
bilgisayar,radyo,televizyon vs.
sadece temel ihtiyaçlar için elektrik kullanalım.
böylece enerji harcamamız yarı yarıya düşecektir.
sosyal medyayı filan...
kökünden yasaklayalım.
iletişim ne kadar az olursa...
insanları yönetmek o kadar kolay olur.
hem zaten facebook twiter miveter neymiş ya...
bildiğin gavur icadı.
tüm eğlence mekanlarını,gece kulüpleri,disko,bar,meyhane vs.kapatılsın.
tiyatro,sinema,opera,bale ve diğer bilumum sanatsal faaliyetleri yasaklayalım.
sanatı sadece cami hocalarımız yapsın.
gün boyu arapca dualar,ilahiler filan okusunlar minarelerden.
hem her gün sabahtan akşama kadar yalnızca islamiyete ve allah’a zaman ayırımış oluruz.
hem de onca masraftan kurtulup tasarruf ederiz.
üstelik dini aktivitelerin maddi bir külfeti de olmaz.
lüx harcamalar da olmayacağı için tasarruf eder ve bütçe açığını kapatırız.
çocuklarımızı,sadece dinini daha iyi öğrenebilecekleri kuran kurslarına göndeririz.
eğitim harcamalarımız da yarıdan fazla azalır.
hasta olanlar üfürükcü hocaya...
hakkını arayanlar ulemaya başvursun.
çözdük mü hukuk ve sağlık sorunlarını da...
çözdük.
işte temel konularda yapılması gerekenler,ana hatları ile böyle.
bu fikir geliştirilebilir tabi.
bunlar aklıma gelenler.
böylece dünya ikiye ayrılmış olur.
dünyayı tek bir hükümdarlık ile yönetmek riski ortadan kalkar.
bir tarafta gelişmiş vahşi batı.
diğer tarafta kendi kabuğunda islami ülkeler.
ikisi mademki yan yana olmuyor.
işte çözüm.
nasıl?
beğendiniz mi önerimi?
beğenmediniz değil mi?
ben de beğenmedim.
ama beğenenler bir hayli fazla bu ülkede.
şimdi kimse kalkıp ta...
"bana ne bana ne...
ben hem şu an ki standartlarım da yaşamak...
hem de dinimin emrettiği gibi yaşamak istiyorum”
gibi saçma sapan taleplerde bulunmasın.
kendini de kandırmasın bizi de.
o ikisi yan yana olmuyor.
ya bırakın yakamızı...
ya da bırakalım yakanızı.
bir önerim daha var.
demokratlara.
ben demokrat değilim.
demokrasi denen ne idüğü belirsiz...
ve sadece güçlü olana hizmet eden bir sisteme inanmayı yıllar önce bıraktım.
sigarayı bırakmaktan daha zor oldu bu benim için.
ama bıraktım.
oğlum dünyaya geldikten dört beş yıl sonra.
dedim aklı yetiyor artık.
birey oldu.
demokrat davranayım.
oğlum nasıl bir televizyon alalım?
peki.
oğlum ne yemek istiyorsun?
peki.
oğlum ne seyretmek istiyorsun?
peki.
anaaaa...
bi baktım iş boka sarıyor.
dedim bu böyle olmayacak.
kurallarımız olacak.
şu saatte yatacaksın,şu saatte kalkacaksın,şu kadar saat televiyon izleyeceksin vs..
koyduk kuralları.
oğlan vıdı vıdı etmeye başladı.
benim isteklerim dikkate alınmıyor.
istediklerimi yapamıyorum.
bu evde demokrasi yok.
vs...vs...vs...
dank etti.
dank.
evet yok.
olamaz da.
olmamalı.
çünkü zararlı.
dedim...
ben ne dersem o olur.
bu evin demokrasi işleyişi böyle.
işine gelirse.
şimdi git uyu bakalım.
gitti uyudu.
sıkıysa uyumasın.
vay be...
ne muhteşem bişeymiş kural koyucu olmak.
süper.
yaşasın demokrasi!
ben mutlu.
anne mutlu.
çocuk mutsuz.
e olsun.
halkın çoğunluğu mutluysa mesele yok.
ama çocuğu da mutlu etmek lazım diye düşündük.
en azından...
demokrasi lle yönetildiğini hissettirmek lazım.
yani demokrasicilik oynamak lazım.
e mutlu hissetsin kendini.
önemli hissetsin acıcık.
yoksa isyan çıkacak.
ne yaptık...
dedim oğlum pilav mı makarna mı?
pizza diyemedi köftehor.
aklına gelmedi zira.
makarna dedi.
e iyi.
al sana makarna.
dedim oğlum koltuk alıcaz.
senin de fikrini almak istiyoruz.
kahverengi mi olsun,yoksa krem rengi mi?
dedi krem olsun.
aklına yeşil olsun demek gelmedi garibimin.
ama bir havalar bir havalar...
sanırsın başbakan.
dünyanın geleceği hakkında karar veriyor.
ulan alt tarafı benim seçtiğim iki rengin birisini onaylayacaksın.
hepi topu o.
sonra konuşurken kendi aramızda...
dedim bak ne yaparsak sana da danışıyoruz.
ne alalım,ne renk alalım,ne yiyelim,ne renk pantolon istersin...
hepsinde senin fikrini alıyoruz.
neden?
çünkü elimizden geldiğince demokrat olmaya çalışıyoruz.
sen de bir bireysin ve tüm bunlar yapılırken söz hakkın var.
biz demokrat bir aileyiz...
değil mi oğlum?
evet baba haklısın dedi.
e hadi şimdi yat bakalım...
biz annenle film seyretcez.
demedi ki yav ben niye seyretmiyorum.
çünkü demokrasiye inanmış bir insandı.
diyemezdi.
deseydi de zaten seyredemezdi.
çünkü çıkarlarımız o anda kesişirdi.
çıkarların kesiştiği noktada kararı ben verirdim ancak.
demokrasi buraya kadar.
benim çizdiğim çizgiye kadar.
bu çizgiyi geçmemek kaydıyla...
istediğin kadar özgür ve demokrat olmanın tadını çıkartabilirsin.
ama o çizgiyi geçmeyeceksin.
bitti.
şimdi.
ulan çekirdek ailede bile demokrasi denen ucubenin uygulanması mümkün değilken...
sen nasıl bana...
bir kurum da...
bir şehir de...
bir ülke de...
dünyada...
eşitlikten,demokrasiden bahsedersin?
mümkün mü ya?
değil.
demokrasi...
yöneten sınıfların can simidi gibi sarıldığı...
sadece kendi çıkar düzenlerini korumak için oluşturulmuş...
sana ancak kendi istedikleri ölçüde özgürlük lütfeden...
çıkarlarına dokunduğunda acımasızca seni yok eden...
ama bunları yaparken...
kendini çok özgür hissetmeni sağlayan kurum ve hukuk sistemine sahip...
güçlüyü korumayı hedefleyen bir düzenden başka bir şey değildir.
ve...
tek adamlık veya teokratik herhangi bir rejimlerden tek farkı...
seni kimin düttüğünü bilmemendir.
tek adamlıkta bilirsin seni kimin yönettiğini.
ahan da bu.
kanuni sultan süleyman.
iyidir kötüdür.
ama bilirsin.
demokraside bilemezsin.
hatta ileri demokrasi de...
bir de...senin,kendi kendini yönettiğini sanırsın.
mutlu olursun.
ah benim garibim.
bu açıdan bakıldığında...
aslında...
bir sanattır demokrasi.
sana kendini önemli,özgür,eşit ve mutlu hissettiren bir sanat.
başka hiç bir sanat dalı...
sana bunları hissettiremez.
bakın şimdi...
demokrasinin olmazsa olmaz kurumlarından birisi de siyasi partiler değil mi?
pek çok parti olmasına rağmen...
bir ülkeyi yönetebilecek her türlü donanıma sahip ancak bir kaç büyük parti var.
biz de gider bunları seçeriz.
bizi yönetsinler isteriz.
ve bunların her biri belirli bir siyasi görüşü,ideolojiyi temsil eder.
aslında biz...
bize en yakın siyasi ve ideolojik görüşü seçeriz bizi yönetsin diye.
neden?
hiçbirimizin aklına gelmez.
neden siyasi veya ideolojik bir görüşü yönetime getirmek zorundayım.
neden insan seçmiyorum da...
ideoloji veya siyasi görüş seçiyorum yahu.
hem bana diyorsun ki...
birey önemlidir,insan önemlidir...
eşitlik,özgürlük,kardeşce yaşamak,kuşlar,böcekler,lay lay lom....
hem de diyorsun ki...
siyasi görüşünü seç.
olduuuuu.
kapatın siyasi partileri kardeşim.
seçimlere siyasi partiler girmesin.
insanlar girsin.
ben insan seçmek istiyorum.
siyasi görüş değil.
buyurun.
uygulayın.
bak nasıl daha mutlu oluyor insanlar.
ama yemezler.
yapamazsınız.
çünkü siyasi partiler...
demokratik sistem denen ucubenin en faşist kurumlarıdır.
ve emperyalistlerin...
seni kontrol edebilmek için siyasi partilere ihtiyacı vardır.
siyasi partiler olmazsa eğer...
sizi kontrol edemezler.
ve bu onların hiç işine gelmez.
nazım usta demiş ki...
"bir ağaç gibi tek ve hür.
ve bir orman gibi kardeşcesine."
ey bizi demokrasi ile yöneten emperyalistler...
sen yukardan bize baktığında ne görüyorsun?
ağaç mı?
orman mı?
senin yüreğin yetmez.
ben sana söyleyeyim.
odun görüyorsun...
odun.
bazen diyorum ki...
e haksız da sayılmazsın.
Hamdi ÖZGÜN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder