Sorunumuz şu;
yaşamı ve insanı olduğu gibi kabul edemiyoruz.
Kefenin cebi yoktur.
Biliriz.
Ama son dakikaya kadar,yatırım peşindeyizdir.
Aşk vardır.
Biliriz,yaşarız.
Sonsuz aşk yoktur.
Bunu da biliriz.
Aşk bitince günlerce kendimize gelemeyiz.
İnsana saygı deriz.
Savunuruz insan haklarını.
Çıkarlarımız kesiştiğinde,ezer geçeriz.
Cinsellikte heyecan önemlidir.
Biliriz.
Heyecanın,yavaş yavaş biteceğini de biliriz.
Hangi fanteziyi denerseniz deneyin ı-ıhhh….eskisi gibi olmaz artık.
Yeni durumu kabullenmek yerine,”sen artık beni sevmiyorsun” oluruz.
Çocuklara nasıl davranmamız,davranmamamız gerektiğini biliriz.
Ama mutlaka yanlış beklentilerimiz,hareketlerimiz olur.
Gerçek anlamda asla çocuklara,çocukların gözüyle bakamayacağımızı da biliriz.
Ama bunu bir eksiklik gibi algılayıp,kendimizi kötü anne-baba sınıfına sokarız.
Mini etek giydiğimizde,tüm erkeklerin gözünün üzerimizde olacağını biliriz.
İlgimizi çeken erkekler bakınca;mutlu,ilgimizi çekmeyen erkekler bakınca;rahatsız oluruz.
Hatta ilgimizi çeken erkeklere;”ne hoş”,ilgimizi çekmeyen erkeklere;”maganda” deriz.
Hergün mailler gelir.
Olması gereken davranış biçimlerini anlatan.
Okuruz. Hoşumuza gider.
Maili okuduktan hemen sonra,kafamızı kaldırıp,”çaycı bi çay getir” diye bağırırız.
Dinlerin açıklanamayan pek çok yönünün olduğunu biliriz.
Hatta çoğu bize uymaz.
Hatta çoğu eleştirilebilir,kabul edilemez niteliktedir.
Ama bunları bırakın uluorta eleştirmeyi,kendi içimizden bile eleştiremeyiz.
Ne olur ne olmaz belki Allah beni duyar da ceza yazar neme lazım diye,sustururuz kendi iç sesimizi.
Güzellik uzmanlarının aslında,bizim bildiklerimizin dışında hiç bi halt bilmediklerini biliriz.
Yine de onlarsız yapamayız.
Diyet uzmanlarının,yediğimiz gıdaların sadece ne halta yaradıklarını bildiklerinden öte hiç bişey bilmediklerini biliriz.
Yine de yediğimiz elmanın içinde hangi vitaminlerin olduğunu veya neye yaradığını bilmek bizi rahatlatır.
Yani elmayı yerken içeriğini bilince,sanki daha bi faydası olacakmış gibi.
Üstelik biliriz ki;bilerek de yesen bilmeyerek de yesen sonuç aynıdır. (Elmayı,elma olduğu için,tadı güzel olduğu için yemeyi unuttuk nerdeyse.)
Kilo vermenin,fiziksel bir aktivite olmadan mümkün olamayacağını,olsa da,sağlıklı olmayacağını biliriz.
Ama kırkbin çeşit diyet formülü uygularız.
İngilizce bilmenin,vazgeçilmez bir koşul olduğunu biliriz.
Kültürümüz elden gidiyor diye ağlarız.
Allah’ın böyle bir talebi yokken.
Durup dudurken. Kurban bayramında hayvanların,Allah adına kesilmesinin yanlışlığını biliriz.
En azından içimizde bunun acısını hissederiz.
Amaç insanlara yardım ise,farklı yolları olduğunu da biliriz.
Ama yine her yıl hayvan kurban ederiz.
Her an ölebileceğimizi biliriz.
Ama hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarız.
Güzelliğin çok önemli olduğunu biliriz.
Sorduğumuzda(inanmasak ta);”önemli olan ruh güzelliğidir” deriz.
Ama çirkin bir insanla evlenmeyi asla kabullenemeyiz.
Sevdiğinizin,başka birisini sevme ihtimalinin olduğunu,hatta bunun insan doğasında var olduğunu biliriz. Sevdiğimiz,başka birisini sevdiğinde;”aldatıldık” oluruz.
İnsanın en güzel döneminin,”çocukluk dönemi” olduğunu ve bunun çok normal olduğunu bilmemize rağmen; “Ahhh-ah nerde o eski günler” deriz.
Sorununun,yeni-eski günlerden değil,yaş tan kaynaklandığını bildiğimiz halde.
Bizden önceki nesil de,bizden sonraki nesil de,hatta daha sonrakiler de aynı şeyi söyleyecektir.
Daha çok.
Yaz yaz bitmez.
Çıkan sonuç şu;yaşamın gerçekleri var,yaşamın,insanın bir doğası var.
Önce bunu olduğu gibi kabul etmek gerekiyor.
İçinde “insan” olan hiçbir konuda şaşırmamak gerekiyor.
Çünkü “insan”;zaten şaşırtıcı bir yaratık.
Ayrıca insan robot değil.
Karmaşık bir sinir sistemi ve psikolojisi var.
Ne zaman ne yapacağı belli olmaz.
Olsa programlanırdı zaten.
Bunların hepsi,insana özgü davranış biçimleri.
Şaşırmak yerine,olduğu gibi kabul etmek,sorunun çözümü için atılacak önemli bir adımdır.
Hamdi ÖZGÜN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder