Allah ona cennetin anahtarını vermişti.
İstediği herkesi yaşarken cennete sokabilirdi.
Ama cennete girmenin bir bedeli vardı.
Ondan istenileni koşulsuz yerine getirmek.
Kale iki bölümden oluşmuştu.
Bir bölümünde askerlerin karargahı vardı.
Askerler orada...
En zor koşullarda askeri eğitimden geçer...
Tarih ve felsefe eğitimi ile donatılırdı.
Bir avuç...
Ama yeryüzünün en donanımlı askerleri o kalede eğitiliyordu.
Kalenin diğer tarafında bir cennet kurulmuştu.
Cennet denince aklınıza ne geliyorsa...
Eksiksiz bir biçimde aynen o şekilde donatılmıştı.
Görev verceği askeri titizlile seçiyordu.
Bir akşam yanına çağırdığı askerini...
Önce en çarpıcı ajitasyonla...
Beyinsel ve ruhsal olarak hazırlıyor...
Cennete göndermeden hemen önce verdiği hap ile uyutuyor...
Sonra kalenin diğer tarafında...
Kimsenin bilmediği görmediği cennetine gönderiyordu.
Gözlerini açtığında...
Ağaçların,akan ırmakların ve çimenerin arasında...
Bir kamelyada,yatağın içinde buluyordu kendini.
Başında bekleyen beş güzel huri...
Daha ne olduğunu anlamadan...
Aklına bile gelmeyen yiyecek ve içecekle ağırlıyordu onu.
Başında bekleyen yarı çıplak güzel kadınlarla...
Gün ağarıncaya kadar sevişip muhteşem bir gece geçiriyordu.
Aldığı ilacın etkisiyle herşeyi muğlak gören...
Ve gördüklerinin etkisiyle...
Tekrar uyuyan asker...
Diğer tarafta gözlerini açtığında...
Gerçekten cennete gidip geri geldiğine inanıyordu.
Orası...
Fedailerin yaşadığı Alamut Kalesiydi.
Hassan Sabbah...
Fedailerinin hitap ettiği adıyla Seyduna.
Seyduna gökten gelen demek.
Onbirinci yüzyılda İran da...
Ele geçirilemeyen Alamut kalesini inşaa etmiş..
Ve o kaleden hiç dışarı çıkmamış.
Moğollar tarafından...
Kalenin altından geçen petrol rezervleri yakılarak...
Kale tamamen havaya uçurulmuş.
Dünyada ilk suikast amaçlı örgüt kuran insan olarak tarihe geçmiş.
Selçuklu ve İran hükümdarlığına korku salmış.
Ellinin üzerinde suikaste imza atmış.
Kimine göre bir şarlatan...
Kimine göre ise bir peygamber olarak anılmış.
Yeryüzünde bir cennet kurmak fikrini...
Bir dönem yollarının da kesiştiği...
Hatta arkadaş olukları bile rivayet edilen
Ömer Hayyam dan almış.
Yeryüzünde bir cennet kurmuş.
Orada askerlerine cennet vaad etmiş.
Karşılığında canlı bomba olmalarını istemiş.
Cenneti tadanına varan askerler...
Tekrar cennete gidebilmek uğruna...
Canlarını vermeyi...
Sorgusuz kabul etmiş.
Alamut kalesini büyük bir orduyla kuşatan Selçuklu...
Savaş başlamadan önce elçi göndermiş.
Elçileri kalenin en yüksek burçlarında karşılayan Hassan Sabbah...
Bir günde kalenizi yerle bir ederiz...
Sizin ne kadar gücünüz var ki?
Diyen elçilere bir gösteri yapmış.
Bir gün önce cennete gönderdiği askeri yanına çağırmış.
Demiş tekrar cennete gitmek istiyormusun?
Asker duraksamadan...
İstiyorum ya Seyduna demiş.
Dün akşam ki gibi kendini benim kollarıma bırak.
Atla kaleden ağaşı demiş.
Asker saniye bile tereddüt etmeden...
Kendini boşluğa bırakmış.
Hassan Sabbah elçiye dönmüş.
Benim belki çok fazla askerim yok ama...
Uğrumda ölecek fedailerim var demiş.
Bunu gören elçiler...
Ve tabi karşıda bekleyen ordu...
Hassan Sabbahın karşısında sinmiş...
Ve ilk saldırıda bozguna uğrayarak dağılmış.
Hassan Sabbah...
Fedailerine cenneti vaad etmiş.
Karşılığında canlarını almış.
Yüreğine bakmasını bilmeyenlerin...
Cenneti yüreğinin dışında arayanların...
Tutnamayanların...
Sevgisizlerin...
Ve yok olanların hazin hikayesidir bu.
O yaptı,bu yaptı...
Önlem alınsa şöyle olurdu...
Azmettiren oydu,buydu...
Sen öyle dedin,ben böyle dedim...
Defol git.
İnsanlar öldürüldü.
İstisnasız...
Allah hepimizin belasını versin.
O bombayı patlatan insan...
Patlatırken ne düşünmüştür?
Çok merak ediyorum.
İnanılmaz merak ediyorum.
Ne düşünmüştür?
İnsan öldürmek nasıl bir duygudur?
Kendini öldürmeye nasıl karar verir insan?
Hangi koşulda yaşamaktan vazgeçer?
Sevgilisi varmıydı acaba?
Veya öldüğünde ardından ağlayacak birileri?
Bu nasıl bir kindir...
Bu nasıl bir nefret?
İnsan denen yaratığın hangi modelidir bu?
Bu insanı biz yetiştirdik.
Kaçamayız bunun sorumluluğundan.
Kafanı kuma gömme boş yere.
Kurtulamazsın.
Kendime sordum.
Ben,ne için ve ya kim için ölümü göze aldım hayatım boyunca…
Veya alırım?
Bir çırpıda aklıma gelenler;
Çocukken annem için.
Ergenlik yıllarımda arkadaşım için.
Gençlik çağımda komünizm için.
Bir de sevdiğim kızların hemen hepsi için.
Evlendikten sonra eşim için.
Baba olduktan sonra çocuğum için ölebilirdim.
Henüz bilmiyorum ama…
Eğer dede olursam bir gün...
Torunlarım için ölebilirim.
Düşünüyorum,düşünüyorum,düşünüyorum…-
Bunların hangisinden dolayı pişmanım diye.
Hiç birine kıyamıyorum.
İçinde bulunduğum koşullar göz önüne alındığında…
Hemen hepsi için yine ölümü göze alabilirim.
Biri hariç.
Komünizm.
Evet bir onun için tekrar ölümü göze almazdım.
Neden mi?
Çünkü ideoloji,felsefe ve inanç…
Tamamen içinde yaşadığınız çevre ve koşullar içinde bir anlam kazanıyor.
O çevre ve koşullar değiştiğinde...
Hiçbir anlamı kalmıyor.
Şimdi bombayı patlatıp...
Kendisine ve onca insana kıyan insana sorsalar bir on yıl sonra...
”Pişmanmısınız?” diye.
Sizce ne cevap verirler?
Keşke kadınları, çocukları,torunları olsaydı hayatlarında,ölmeye değer.
İşte o zaman...
İnsan öldürmenin ne kadar zor ve kabul edilemez olduğunu öğrenirlerdi.
İnanç için değil,insan için yaşanılması gerektiğini de.
Oğlum...
Kızım...
Siz siz olun...
Hiç bir inanç,felsefe,ideoloji vs... için ölmümü göze almayın.
Siz siz olun...
Gerektiğinde ölümü göze alabileceğiniz...
Uğrunda yaşamaya değer insanlar yetiştirin yüreğinizde.
Hamdi ÖZGÜN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder