yorulmuştu.
yorgunluğu fiziksel değildi aslında.
ruhen yorgun hissediyordu kendisini.
bir çay ocağının önündeki masaya oturdu.
duble bir çay istedi.
ardından ekledi.
demli olsun lütfen.
kendini bildi bileli...
tabir yerindeyse günde bir kova çay içerdi.
telefonunu,sigarasını ve elindeki kitabı masaya bıraktı.
bir buçuk şeker attı çaya.
ne bir ne de iki olmamalıydı.
illa ki bir buçuk.
çayın; alışkın olduğu tadını alamıyordu yoksa.
sigarasını yaktı.
bir nefes alıp önündeki kitaba göz attı.
puslu kıtalar atlası.
okumak için can atıyordu.
okumak terapi gibiydi onun için.
tüm sıkıntısını alıyordu kitap okumak.
çayından bir yudum alıp...
sevgiyle önünde uzanan denize baktı.
maviliğin içinde kaybolup giderken...
cennette deniz varmıdır acaba diye düşündü.
deniz yoksa ben gitmem cennete.
yok yok...
denizsiz cennet olur mu yahu?
umarım yaradan böyle bir hata yapmamıştır.
önündeki kitaba daldı.
yaşadığının kanıtı olan çevresindeki sesleri duymuyordu.
kalabalığın içinde...
ama bir başına olmak ona iyi geliyordu.
ve şu an en korktuğu şey...
bir tanıdığın gelip...
onu okumaktan alıkoymasıydı.
ne tuhaf!
insanı kitaba değişmek de neyin nesi oluyordu ki?
bu düşüncesinden utandı.
önündeki kitabı kızgınlıkla kapatıp çevresine baktı.
koca mekanda kitap okuyan tek bir insan yoktu.
kendisini uzayda gibi hissediyordu.
camusun yabancısı aklına geldi.
yabancılaşıyormuyum lan kendime diye geçirdi aklından.
kendi düşüncesinden korkmuştu.
en iyisi düşünmemekti.
düşünmemenin en kestirme yolu ise kitap okumaktı.
düşünmek için kitap okumak neyse de...
düşünmemek için kitap okumak biraz tuhaf gelmişti kulağına.
çayı bitmişti bu arada.
aslında oturup bir kova daha çay içebilirdi.
ama yapmadı.
kalktı...
ve nereye gittiğini bilmeden yürümeye başladı.
aklına gelen abuk subuk düşünceleri dehledi beyninden.
sadece denize paralel yürümek istiyordu.
hiç düşünce...
ve ...
sonsuz boşluk eşliğinde deniz boyunca yürümek.
bak yine aklına takıldı işte.
fiziksel boşluk ya da hiçlik var da...
duygusal boşluk niye yok?
hadi ondan da vazgeçtim.
düşünsel boşluk niye yok?
her saniye bişeyleri hissetmek zorundamıyım?
veya her saniye bişeyler düşünmek zorundamıyım?
fiziksel boşluğu yaratan yaradan...
duygusal ve düşünsel boşluğu neden yaratmamış?
sakın uyku rüya filan demeyin.
ben uykudayken ağladığımı...
uyanıp göz yaşlarımı sildiğimi bilirim.
ama bak uzay boşluğu fena fikir değil.
sahi uzay boşluğunda ne düşünür insan?
veya ne hisseder?
sevişmek aklına gelir mi mesela?
yine saçmalamaya başladım.
oysa et almalıydım.
yemek yapmalıyım akşam.
bir kasap bulmam gerekirken ben saçma sapan şeylerle uğraşıyorum.
kasabın kapısından içeri girdiğimde...
içerisinin bu kadar kalabalık olmasına şaşırmıştı.
demek ki...
insanlar iyi para kazanıyor ve yeterince et yiyebiliyorlar.
annesi geldi aklına.
yıllar öncesine gitti bir an.
elime tutuşturduğu üç lirayla beni kasapa gönderdiği günlere.
utanırdım.
kasaptan yüz gram et istemekten müthiş utanırdım.
önce kasabın kapısında beklerdim.
içeriyi kolaçan edip...
son müşterinin de çıkmasını bekler...
ve hızla girerdim içeriye.
hemencecik yüz gram kıyma isteyip...
paketi kaptığım gibi çıkardım dışarıya.
fakirdik.
ben fakirlikten değil ama...
kasaptan kıyma almaktan çok utanırdım.
sıra bana geldiğinde biraz kuşbaşı ve kıyma istedim.
ardından fikrimi değiştirip...
yarımşar kilo olsun dedim.
yarım kilo!
vaaay beee!
yarım kilo et almak...
beni o an general yapmaya yetiyor hala.
bir general gibi başı dik yürüdüğümü sandım bir an.
evin önüne gelmiştim.
apartmanın köpeği arap kuyruk sallayarak geldi yanıma.
çömeldim.
başını okşadım.
konuştum.
hal hatur sordum.
cevap vermedi.
hala kuyruğunu sallıyordu.
olsun.
bu yaşlı köpeğin beni anladığını biliyordum .
zaten birbirimize benziyorduk arapla.
uzun zamandır...
onun başına dokunan,okşayan,konuşan...
sadece bendim.
benim başıma dokunan ise sadece kızım.
nasıl anlamayalım bir birimizi.
kaderimiz ortak bizim.
anahtarla kapıyı açtım.
hiç kimse yok.
bu muhteşem bir şey.
hiç kimse yok.
hiç.
sessizlik.
sessizlik boşluktan sayılır mı?
bir an ışığı açmasam mı diye geçirdim içimden.
karanlıkla hiçlik iyi giderdi.
rakı balık misali.
ama fazla sürmedi aydınlığa olan tutkum.
ışığı açtım.
böylesi daha iyi.
Hamdi ÖZGÜN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder