çok tehlikeli bir oyuncak var artık elimizde.
internet üzerindeki sosyal paylaşım siteleri.
yedisinden yetmişine...
eğitimlisinden,eğitimsizine...
kibarından,ayısına...
doğulusundan,batılısına...
zengininden,fakirine...
kadınından,erkeğine...
her kültürden...
her ideolojiden...
her inançtan...
her mezhepten insan bulabilirsin net üzerinde.
bu sitelerin geneline..."sosyal paylaşım" adını vermişler.
kulağa acayip hoş gelsin diye.
ben "sanal alem" diyorum.
aslına daha uygun bulduğum için.
yıllar önce...
özellikle büyük kentlerde...
pavyonlar vardı.
muhtemelen hala da vardır kıyıda köşede.
orada kadınlar çalışırdı.
görevleri...
pavyona gelen erkek müşterilere hoş vakit geçirtmek ti.
bunu sadece güzellikleri veya bedenleri ile yapmazlardı.
pavyonda çalışan kadınların inanılmaz başka bir özellikleri daha vardı.
insan sarrafıydı onlar.
öyle beylik laf olsun diye söylemiyorum.
gerçekten insan sarrafıydılar.
müşteri daha kapıdan girer girmez...
onun nasıl bir karaktere sahip olduğunu...
üzgün veya mutlu olduğunu...
zengin veya fakir olduğunu...
hatta ortalama kaç lira hesap ödeyeceğini...
dertleşmeye mi yoksa eğlenmeye mi geldiğini...
kısaca...o bir kaç dakika göz hapsine aldığı müşteriyi...
şak diye çözerdi.
ve müşterinin durumuna göre oyunun perdesini açar...
o akşam müşteri kendisinden ne bekliyorsa...
beklediğini verirdi.
fahişe olurdu...
mutsuz,ağlayan,dertli bir kadın olurdu...
şuh kahkahalar atan,neşeli bir kadın olurdu.
karşılığında da parasını alırdı.
bu tiyatro sahnesi her akşam bu şekilde yaşanır...
kimse de bunun bir tiyatro sahnesi olduğunu dile getirmezdi.
muhtemelen ortamın büyüsünü bozmak istemezlerdi.
erkek...
o bir kaç saat geçirdiği pavyonda...
istediğini almış olmanın mutluluğuyla ayrılır...
sabah kalktığında hayatın gerçeklerine küfür ederek uyanır...
ama bir süre sonra tekrar giderdi pavyona.
giderek...
neredeyse her akşam pavyonda alırdı soluğu.
peki neydi erkeği her akşam pavyona gitmeye iten neden?
cinselliği bir kenara bırakırsak...
bir tek neden vardı...
oyun oynamak.
evet evet...oyun oynamak.
erkek...
bir tek pavyonda kurulan tiyatro sahnesinde...
istediği rolü oynuyor ve başkalarına da istediği rolü dağıtıyordu.
ve kimse...
itiraz etmiyordu.
çünkü parasını ödüyordu.
o akşam kral olmak isterse,kral...
zengin olmak isterse,zengin...
duygusal olmak isterse,duygusal...
güçlü olmak isterse,güçlü.
mutsuz olmak isterse,mutsuz...
kısaca...
ne olmak isterse erkek...o rolü veriyorlardı.
erkek...
evde görmediği ilgiyi...
işyerinde görmediği takdiri...
sokakta görmediği saygıyı...pavyonda görüyordu.
ve sadece bu nedenle...
oyun olduğunu bile bile...
pavyona gidiyordu.
egosunu tatmin ediyor...
olmadığı kişiliklere bürünüyor...
hayalindekileri yaşıyordu.
kimse de ona...
hadi lan!
demiyordu.
gerçek yaşamında...
omuzlarına yüklenen yük...
giderek daha ağır geliyor...
ve hep sanal alemde yaşamak istiyordu.
bugün...
pavyonların yerini...
sosyal paylaşım siteleri aldı.
açın bakın hepsini...
pavyondan hiç bir farkı yok.
inanın bana.
yıllar öncesinin pavyonları...
şimdiki sosyal paylaşım siteleri.
istediğinizi yazabilirsiniz.
istediğiniz rolü oynayabilirsiniz.
istediğiniz karaktere bürünebilirsiniz.
gerçek hayatta olmayı istediğiniz,fakat olamadığınız...
veya yapmayı istediğiniz,fakat yapamadığınız...
beyninizde,yüreğinizde...
dışa vuramadığınız ne varsa...
çalakalem yazabilirsiniz.
olmadığınız gibi görünür...
olanı saklarsınız.
pavyondan tek farkı sanal alemin...
pavyonda oynadığınız rolün bedelini ödüyordunuz.
yani mutluluk pahalıydı pavyonda.
sanal alemde ise...
ne bir ücret...
ne de bir bedel ödemek zorunda değilsiniz.
bir diğer sorun...
başlık okuru oldu insanlarımız paylaşılan yazılar nedeniyle.
beş satırdan fazla yazılmış hiç bir yazıyı okumuyoruz.
oysa şahşalı bir cümle yazıldığında...
hemen beğen tuşuna basıveriyoruz.
çünkü kolay.
yormuyor sizi.
üstelik yazılanın içeriğine bile kafa yormuyoruz.
"babana bile güvenme" diyor adam.
şak beğeniyoruz.
"hayvanlar insanlardan daha iyidir"
şak beğeniyoruz.
"beni sevmeyenin canı cehenneme" diye yazıyor.
alkış.
filanca yazar şöyle demiş...diye başlıyor.
o yazarın tek bir kitabını bile okumadığı halde.
bu bilgi doğrumu,yanlış mı...araştırmıyoruz bile.
beğen gitsin.
bu hale geldik.
hatta yazılan her ne ise...
yanlış bulup eleştirdiğinizde...
kızıyorlar....
beğenmezsen kırılıyorlar.
bunu bir onur meselesi haline getirip...
küsüyorlar.
"amaannn sen de amma muhalefetsin ya..." diyorlar.
yazılan ne olursa olsun...
fikir muhakemesi yapmak istemeyip...
sadece beğenilsin istiyorlar.
bu hale gelmiş bir toplumdan...
özellikle de gençlerimizden...
beklentilerimiz ne olabilir ki?
ve en önemlisi...
inanılmaz bir dil kirliliği...
inanılmaz bir bilgi kirliliği oluşmuş.
kimin ne dediği..
kimin ne yazdığı belli değil.
herkes her konuda yalan yanlış bilgiler yazıp...
anında milyonlarca insana ulaştırabilir bu yanlış bilgiyi.
çünkü kimse...bilginin kaynağını ve doğruluğunu araştırmıyor.
tembel ve çabuk tüketen bir toplum olduk.
dilimiz zaten sizlere ömür.
tüm bunların tesadüf olmadığını düşünenlerdenim ben.
emperyalistlerin...
elimize verdiği bu oyuncak...
yeni bir dünyanın şekillenmesinde...
en önemli silahtır.
ve o silah...
ülkemizin tam kalbine çevrilmiştir.
günü geldiğinde...
"teslim olmazsanız,internet servis sağlayıcılarınızı kapatacağız" diyecekler.
ellerimizi klavyeden çekip...karşı koymaya gerek bile görmeyeceğiz.
muhtemelen...
"tamam ellerimi kaldıracağım ama...
şu mesajı yazayım ondan sonra" diyerek...
kafamızı kaldırıp...
düşmanın suratına bakma gereği bile duymadan...
teslim olacağız.
yeter ki...internetimizi kapatmasınlar.
artık değer yargılarımız çok farklı.
internet karşılığında...
vatanımızı teslim edermiyiz diye düşünmüyor değilim.
içimden..."hadi canım,abartma hamdi"
diyemiyorum.
ne acı !
Hamdi ÖZGÜN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder